herşey gittiğinde birşey kalmaya devam edecek. en baştan beri varolan ve unutulmuş olan. herkesin içinde olan ve her olayın sebebinde yatan. var öyle birşey. king crimson, pipo ev, erken bizans, türban ve süt. alışverişten korkmayın. doğup doğup yeniden ölürler. bilmesek de yaşıyoruz.
bu bloğun varolma sebebini oluşturan insanların biraraya geldiği güzel bir cuma akşamı geçirdik. başta nurbin hoca olmak üzere orada bulunan, bulunmayan herkese teşekkür ederiz.
ilk olarak yine bir yemek organizasyonu fotoğraflarıyla başlamıştık. bu son mu olacak derseniz, hayır. gene yiyeceğiz, gene yazacağız...
11 Eylül 2007 Salı
...Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu..."Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapadı. Az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:"Dünya bir düştür. Evet, dünya...Ah! Evet, dünya bir masaldır."...
Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
mimarlık bir hiçlik arayışıdır. hiçlik ise herşeydir.
7 yaşında, ilerde kral olmak isteyen, hacı ibrahim uşağı köyünden mehmet, köpüklerden size ev yapayım dedikten sonra ortaya çıkan sonuç, aklın(mimarlığın) yolu bir midir gibi bir soruyu getirdi aklımıza. karşınızda kral mehmet "gehry!":
-sıcaktı uzun zamandır istediğimi zannedip de yazamadım. hiçbir şey yapmıyordum oysa ki. hiçbir şey olmayınca, hiçbir şey de olamadı. paradoks. -sıcak bir odada oturan adamın, kendi sesi içinde aradığı, kaybolduğu gerçeklik olgusu, Erol Büyükburç'un dizelerinden aranmayı hiç denemiş miydi? geri pas. -sapı kanlı demiri kör bir bıçaktı sıcak ölçekleri anlamlandırmak istemiyorum. olan bir tane. bakanın gözleri kısık ya da açık. an. -yarin yanağından gayrı herşey heryerde. hep beraber, hep beraber diyebilmek için
"I am sitting in a room different to the one you are in now. I am recording the sound of my speaking voice and I am going to play it back into the room again until the resonant frequencies of the room reinforce themselves so that any semblance of my speech with perhaps the exception of rhythm, is destroyed. What you you will hear, then, are the natural resonant frequencies of the room articulated by speech. I regard this activity not so much as a demonstration of a physical fact, but more as a way to smooth out any irregularities my speech might have." I am sitting in a room
bir gönderme var mı sanki bunda, fotoğraflar aslı olamaz diye? gerçekçi olmaya çalışmayın, zaten erol büyükburçta gerçekte olmayan, öykünülerek yaratılmış bir görüntü içinde!? yaratılan görüntü ya da fotoğraf bir sonrasının gerçekliği aslında diye düşünüyoruz, ama belki gerçektende o geçişi yaptığımız anda bir önceki gerçekliği kaybetmiş oluyoruz. yeni gerçekler, hiçbir zaman gerçek olamazlar o zaman. kendi adıma ne böyle düşündüğümü, ne de böyle davrandığımı söyleyemeyeceğim. 'life is just a strange illusion'
Return to my own vomit like a dog Rhymes and giggles muffle the dialogue Carve my initials in a tree, I will never leave Maybe one day I'll be royalty Kingdom Kindergarten Born late Will I graduate?
Dönem kapanışına uygun bir yazı olmayacak ama istikrar süreklilikten ileri gelir diyerekten başlıyorum. Mimarlığın özünde yatan ve senelerdir hücrelerimize işleyen çelişki ve tutarsızlık ve belirsizlik yumağından bahsetmeyeceğim. Mimarlıkta rasyonelizmden bahsedeceğim. Daha doğrusu mimarlığın rasyonelizm ve irrasyonelizmin kesişme noktası olmasından bahsedeceğim. Aslında diyeceklerim bu kadardı.. Ek olarak bu kesişme noktasının hayatın her anında makrodan mikro ölçeğe doğru fraktal şekilde kendisini tekrar eden bir düzen olduğudur. Bu genel anlamda yaşamımızı sürdürmek için içine girdiğimiz her türlü ilişkide mevcut olup; mimarlıkta, alt kümesi sayarsak tasarımda ve onun da alt kümelerinde geçerlidir. Mutlak hiçbir doğru mevcut olmayıp herşey kendi zıttıyla beraber olagelir. Diyalektik kahrolası ve alışılması gereken birşeydir.
uykudan kalkıyoruz ama bacaklar ayağa kalkmayı reddediyor. proje yapmak yerine başka işlerle uğraşmanın mı yorgunluğudur bu?uykumda nereye gittim ben. saat hesabıyla olmaz. başka bir ölçüsü olmalı uykunun. saatle anlatmak kifayetsiz kalıyor. film uykusu, otobüs uykusu, ders uykusu. hepsi başka kriterlerde, başka şekillerde. bu noktada benim aklıma uzunluk geliyor ve merak ediyorum, bir insan günde kaç metre uyumalıdır?
turuncu çelikler. bütünleştiler. çıktılar yukarıya. yana doğru yayıldılar."-içine girsek mi binanın?-bekçiye şarap verelim." zahmet ettirmediler. tüm ayrıntılarıyla görüldü iç yüzü. kayıda alamadık-belki de istemedik. karşı taraftan iki parmak arasına alıp, göz kısıp bakacağımız bir duvar var orda. koruma. kentsel yüz. korkmasana ya da göz boyama. başlanan iş bitmeli. yıkmaman, yüzsüzlük. belki de yanlışım. kolonaki de yürüdük boydan boya. toynak olduk. nöbet değiştiren askerlerin nalları yoktu bizde. selaniğin balkonları da yoktu. frappe içicez artık proje gecelerinde.
*tribün güzel yer. bizi taraftar değil seyirci olarak gördüler. takıma kazandıracağımız ekonomik değer önemliymiş. öldürdüler bizi. "atina için" olanlar daha ölmemiş. selam olsun.
"... tim roth, gemide miço tadında takılan bir oğlandır. acılarla yoğrulmuş yüreğindeki dizginlenemez hisleri bütün naifliğiyle piyanoya dökerek rahatlamaktadır patates soyduktan sonra. ancak geminin kralı siyahi caz piyanisti (bill nunn) bu duruma gıcık kapar, kıskançlıktan geceleri gözüne uyku girmez olur ve sonunda miçoyu piyano düellosuna davet eder. kral, düelloda aklınca sigara marifetiyle ve kendini kasaraktan şovunu yaptıktan sonra miço çıldırır ve en hafif deyişle zenciye ağzının payını verir..."
yaklaşık 10 dk süren gösterimden çıkarılacak dersler:
mimarlığın hayatın her anıyla ilişkili olmasını bahane göstererek proje blogunu kişisel kusma mekanına dönüştürmeme talebi. projenin kendisinden doğan ayrı bir içerik yoksa projeyle yapay bağlar içerisinde "proje +" başlığı altında yazılmaması, yazılacaksa yeni bir başlık bulunması ve saire...
mühim olan oyunun hangi kurallara göre oynanacağıdır. insan kadın, erkek, yamyam, vejeteryan, liberal, anarşist, kökten dinci, türk, budist,zenci, hümanist, deli, açgözlü, anne, müslüman, baba, patron, iskoç, öğrenci, doktor, mimar, sevgili, akıllı, kinci veya dönerci olabilir. çoğu zaman birden fazla kimlik bir kişide toparlanır. her kimlik kendi kurallarını da beraberinde getirdiğinden bazı kuralları elemek ya da ortak noktalarını bularak sentezlemek ya da hepsini görmezden gelmek gerekebilir. her kimlik farklı ideallerle geldiği sürece ideal olanı aramak ne kadar anlamlı olabilir ki..sonsuz noktadan bir tanesiyiz. sonsuz noktadan karşımıza gelenlerle etkileşiyoruz. sonsuz katmanlardan farkettiklerimiz arasında savruluyoruz. evet bizler birer tasarıysak ve hayatımızdan ne kadar memnun ve onda ne kadar söz sahibiysek yaptığımız tasarımlarda da o kadar söz sahibiyiz.bilmiyorum ne düşündüm ama bakın ne demiş şair:
"hani..bne buradaki dokuy hani... hani uyumlu ...hani altyapı olarak ...hani kültürel donatı .eee hani ee hani süperpoze etmez insnların hayatına katkı hani. doku..doku..doku.. hani" kısacası ben bunu bir kere gördüm diyorsanız peşinden gidin. bakın..belki de hepimiz sevinebiliriz...
farklı yönlerde çalışan beyinlerimiz var. sevdiklerimiz, sevmediklerimiz var. belli yargılarla takındığımız tavırlar var. bir sürü, bir sürü noktalar var. bir de çizgiler var. noktaları birleştiriyorlar. tasarım sürecine dair oluyorlar. biz de o çizgilerin üstünde cambazlık yapıyor gibiyiz.
uzandım yere. 22 senem bitecek güz'de. uzandığım yer benden 2 yaş daha büyük. doğduğumdan beri burdayım. ne kadar yüksek dedi sabah gelen arkadaşlar. ben hatırlamadığım zamanlardan beri bu yerdeyim. 8.kat ama zemini de katarsak, 27 metre. yükseklik korkusu da olur ama yükseklere bakmak daha çok korku yaratabiliyor bende. asterix zamanlarından kalma tek korkunun göklerin başıma yıkılması değil, durduğum yerin yıkılması korkusu daha çok. bu 8. kat yukarlardaki en güvenli yerim. 27. metrede yazıyorum bu yazıyı, izliyorum, okuyorum, yiyorum, uyuyorum, dinliyorum.
"What we need to question is bricks, concrete, glass, our table manners, our utensils, our tools, the way we spend our time, our rhythms. To question that which seems to have ceased forever to astonish us. We live, true, we breathe, true; we walk, we open doors, we go down staircases, we sit at a table in order to eat, we lie down on a bed in order to sleep. How? Where? When? Why?”
herhalde kimse tavuğun kafasını yeme niyetinde değildir ama, bacaklar bile daha kalın çizilerek boş bırakılmış, bu kadar kafasız mı görüyoruz tavukları? peki küçücük hayvandan deryalar gibi bölgeler, hepsinden ayrı lezzetler yaratmışız, mutfak kültürü insanlığın en önemli kültürüdür mü acep. bir diğer yanda, et yiyorum, hatta zaman zaman anti-vejetaryan manifesto da yayınlarım, yumurta yemek ama düşününce et yemekten daha vahşi birşey. yumurta bir de daha sevimli gösterilmez mi? o zaman yaşasın kemiksiz pirzola! manasızlığın da bir sınırı var. kes.
bakınız tam yazacağım sırada elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı: [...neden ? stresliyim neden ? jüri var neden ? projemiz ehil kişiler tarafından yorumlansın, önümüzde yeni pencereler açılsın, buralardan esen rüzgarlar cereyan yapsın, hasta olalım, hasta olunca ne yapmamamız gerektiğini görelim, titreyerek kendimize gelelim diye neden? proje devam etmeli neden? az zamanda çok işler başarmalıyız neden? türk'ün türk'ten başka dostu yoktur neden? öyle diyorlar neden? öyle duymuşlar neden? öyle işte neden? neden olmasın? neden? kızdım şimdi neden? elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı neden ? stresliyim neden ? jüri var neden ? projemiz ehil kişiler tarafından yorumlansın, önümüzde yeni pencereler açılsın, buralardan esen rüzgarlar cereyan yapsın, hasta olalım, hasta olunca ne yapmamamız gerektiğini görelim, titreyerek kendimize gelelim diye neden? proje devam etmeli neden? az zamanda çok işler başarmalıyız neden? türk'ün türk'ten başka dostu yoktur neden? öyle diyorlar neden? öyle duymuşlar neden? öyle işte neden? neden olmasın? neden? kızdım şimdi neden? elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı ... ]
neyse ki kendimi toparlayıp kırık parçaları toparladım ve mideye indirdim.
cuma günleri neler olacak kaygısı hiç bitmez, okulu yavru kediler basar ve yapılan taramalardan sonuç alınamaz. cuma günü maketi eve taşıma kaygısı. orda pasta aldılar pasta yedim. helvalar geldi eve kandil sebebiyle. sonra geldim. gene pasta vardı gene yedim. damarlarımda akan asil kan glikoz, ekmek bulamadığımda yediğim pasta. ve geç ama çok geç herşey için. eve dönüş. cumartesi günü hep ölür. cumartesi günleri hiçbir şey yapamam. pazar kurulur, yağmur yağar, insanlar çalışır. ben saatimi saate ayarlama aşamasında. gene bir gece. kimse istemez verimsiz bir cumartesiden sonra sorunlu bir pazarla siftah yapmayı. ama elimiz mahkum işte. bir pazar akabini, ben gene proje stresinde. jüri heyecanı yıllar ve yollardan sonra gene yerinde.
"bu durgunluğu çok seviyorum. bütün hayatımı buna bakarak geçirebilirim. ama biliyorum ki yılın 350 günü o deli dalgalar olmasa bu durgunluk olmayacak.""fırtanalar kopartıcağız, içimiz içimize sığmıcak, deli dalgalar gibi saldıracağız hayata, sonunda elde edeceğimiz iki günlük, bir haftalık mutluluk. herşeyin üzerinde. herşeye değer. bunun için tüm uğraş." analizler, programlar, jüri. bir dilim pasta. birkaç damla. gidilmemiş ama ben de oralıyım diyen *kız. oranın en güzel çocuğu kazıma özlem. en deli dalgası nihata selam.
"Arkadaki Gazhane görüntüsü buranın İnönü stadı oldu unu gösteriyor.. 1947 yılında inşaası bitirilen İnönü stadı'nın mimari çizimleri zamanının ünlü stadyum mimarı İtalyan Vietti Violi'ye ait. Gazhane kaldırılamadığı için tam olarak planlar uygulanamamış ve Gazhane tarafına sadece duvar çekilmiş.."
öngörüler, kaygılar ya da genel olarak belirsizlikler/belirlilikler üzerinden analizler ve proje süreci değerlendirildi. "neredeyiz nereye gidiyoruz" yapıldı. stüdyonun perspektifi vurgulandı. fazlı'nın doğumgünü bir dilim pasta ve gözyaşlarıyla kutlandı. emre'nin fotobloğunun tekrar farkına varıldı. böyle birtakım eğlenceli şeyler. katkı bekleniyor. evet.
bonus olarak:
mobil servis istasyonu ve lokantası (motorest) - 1960 maruf önal
irlandalılar vardı birkaç hafta önce. benim beklediğim gibi çıkmadılar pek. e ne bekliyordum ki o da var. irlandalı olup da IRA hakkında şarkı yapmamış tek grup biziz demiştir, Therapy?. dinleyin. iskoçlar mı peki? iyi güzel de niye hala büyük britanya? trainspotting den nağmeler... mangal istiyorduk önce. duman olur, köfteler kokar, bizim de canımız çeker diye izin vermemiş mimar (başka) sinan. biz de doldurduk, kalıp aldık, top top yaptık, mercimekleri köfte tipine soktuk, kerevizleri beyaza bürüdük, eline sağlık herkesin. bu kötü olmuş yemeyeyim diye bir yaklaşım kimsede olmadı. yeter, depoyu doldurdum, şehiriçinde 100 km de yakmam gerek diyen çok oldu. bir kere başladık durmayız artık.
projeye bir gün kala stüdyoda yine delirmiş insanlar mevcut. kimisi arazi maketi yapıyor, kimisi yemek dialarını özenle yaptığı kutuya yerleştiriyor, kimisi de vodka şişesinin ağzında bulunduğunu varsaydığı "mükemmel küre" nesnesini çıkarmaya uğraşıyor. bir yandan da fotoğrafı eksik maketler belgeleniyor ve "kütüp ayıları" isimli güzide eserin çekimine başlanıyor...
workshop akabininde beklediğimiz yemek faslı nihayetinde gerçekleşti... o kadar fazla yedik ki sonra kendimize inanabilemedik. amma ve lakin herşey çok güzeldi. hatta yemeklerimizden arda kalanları da diğerleriyle paylaşarak açgözlülüğümüzü yenmeye çalıştık. insanların "neden bu yemek?" sorularına lal kesilsek de kanımca 1. proje sınıfı ruhunu yakalamış bulunduk.. bu ruhun devamını ve projelerin, karnı doymuş oynayan ayılar olduğumuza göre artık, dökülüvermesini ümit ediyorum... yeniden herkesin eline sağlık.. fazlı
"sign-in" olduktan sonra (nasıl olunacağı gruba postayla bildirilmişti vakt-i evvel) new post tıklanır. sonrasında yazı düzenleyebilir, resim ekleyebilir, kendinizi teşhir edebilirsiniz.
bir elde fotoblok, bir elde laptop çantası, yağan yağmurda ayaklara binmiş 2 kilo civarı su yükü, pantolon paçasından. şıp şıp şıp. yağmur var. belki biraz serinledi mi hava? sınıf çok sıcak. en azından bizim için. dayanamadık. çıkışta bir yerlere mi gitsek, trafik var? karşıda oturmayı seviyorum, ilerde de "karşıda" olurum muhtemelen. 11 senedir gidip gelme. 8 senenin yüzde 80'i vapurda. herhangi birinizden daha farklı hissettirir diye düşünüyorum vapur bana. açık yerler sıralıydı eskiden. şimdi sıra görünümlü tekil koltuklar. sıkışma, yer açma kültürü gitti. üzerine oturduğumuz tahta parçaları arasında 2 cm boşluk bizi biraz daha ayırdı, yeni dünya düzeni dediklerini bu 2 cm'den çıkartabilirim. herkesin kendi koltuğu var artık! herkes daha özgür! özgürlük? cep telefonuydu bir ara... pazartesi içelim, yiyelim. bir yandan da iş yapmayı unutmayalım.
sonrasında arsalar hakkında konuşuldu. tomografik kesitin gizemi çözüldü. pazartesiye yeme-içme getirsin herkes denildi. tabaklar bardaklar çatallar bıçaklar plastik olsun dendi.
kimse ilgilenmediğine göre burayı da şimdilik proje günlüğüne çeviriyorum. hayırlı uğurlu olsun.
evet pazartesi hava çok güzeldi dolayısıyla insanlar bahar coşkusunu çok ama çok derinlerinde yaşayıp hayatın güzelliklerini keşfe çıktılar. küresel ısınma, savaşlar, terör, ne olacak bu mimarlık gibi sıradan sorunlarla cebelleşmekten yorgun düşen vücutlar ve zihinler varoluş sorununu deniz kenarında çay içerek ve uçurtma uçurarak geçiştirmiş olabilirler. sonuçta stüdyoda sakin ve huzurlu bir ortam hakimdi. kimse fazla sorgulamıyor, sorgulayacak gibi olanlara anlamlı bakışlar fırlatıyordu..
baharın gelişi ve nevruz, terasa atılan masalarda kesilen kartonlarla kutlandı. dolayısıyla arazi maketi aşamasına geçildiği söylenebilir. mangal faaliyeti için ne tür bir köfte/sucuk pişirici aygıt ayarlanabilir sorusu bu telaşsız günde zihinleri ayrıca meşgul etti. sonra hyatt otelin çatısından bize bakan martı silüetleri vardı.. herzamanki gibi mavi gökyüzünde beyaz çizgiler gözüküyordu. onlar ki bir taraftan uzarken, öte taraftan kısalırlar...evet..çay, kahve, sinerji, hoşsohbet bir proje günü de böyle geçti. önümüzdeki maçlara bakalım.