26 Nisan 2008 Cumartesi

ünda

baz

30 Ekim 2007 Salı

müze's

video

nobon'a da buyurun..

28 Ekim 2007 Pazar

mü-ba-da-ha-le



Sen bir sulu sepken olsan
Kanadım kırmaya gelsen
Ben bir deli poyraz olsam
Tepsem dağıtsam ne dersin

Hudey hudey
Hudey hudey...

26 Ekim 2007 Cuma

zaman zaman

herşey gittiğinde birşey kalmaya devam edecek. en baştan beri varolan ve unutulmuş olan. herkesin içinde olan ve her olayın sebebinde yatan. var öyle birşey. king crimson, pipo ev, erken bizans, türban ve süt. alışverişten korkmayın. doğup doğup yeniden ölürler. bilmesek de yaşıyoruz.

kamon aylin

dont bi efreyd

25 Ekim 2007 Perşembe

said "no L-O-I-T-E-R-I-N-G allowed"

çok doluyuz. çok işimiz var. zaman bulamıyoruz.

bomboşuz. hiçbir şey yapmıyoruz. zaman öldürüyoruz.


geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer aydın ellerinden karaburun mağlupları

3 Ekim 2007 Çarşamba

friday i'm in love

bu bloğun varolma sebebini oluşturan insanların biraraya geldiği güzel bir cuma akşamı geçirdik. başta nurbin hoca olmak üzere orada bulunan, bulunmayan herkese teşekkür ederiz.








ilk olarak yine bir yemek organizasyonu fotoğraflarıyla başlamıştık. bu son mu olacak derseniz, hayır. gene yiyeceğiz, gene yazacağız...

11 Eylül 2007 Salı

...Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu..."Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapadı. Az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:"Dünya bir düştür. Evet, dünya...Ah! Evet, dünya bir masaldır."...

Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar


mimarlık bir hiçlik arayışıdır. hiçlik ise herşeydir.

22 Ağustos 2007 Çarşamba

the king will come

7 yaşında, ilerde kral olmak isteyen, hacı ibrahim uşağı köyünden mehmet, köpüklerden size ev yapayım dedikten sonra ortaya çıkan sonuç, aklın(mimarlığın) yolu bir midir gibi bir soruyu getirdi aklımıza. karşınızda kral mehmet "gehry!":

13 Ağustos 2007 Pazartesi

sepia


orada yerinde misin? duruyor, duyuyor musun?

6 Ağustos 2007 Pazartesi

veni, vidi, vici

-sıcaktı
uzun zamandır istediğimi zannedip de yazamadım. hiçbir şey yapmıyordum oysa ki. hiçbir şey olmayınca, hiçbir şey de olamadı. paradoks.
-sıcak
bir odada oturan adamın, kendi sesi içinde aradığı, kaybolduğu gerçeklik olgusu, Erol Büyükburç'un dizelerinden aranmayı hiç denemiş miydi? geri pas.
-sapı kanlı demiri kör bir bıçaktı sıcak
ölçekleri anlamlandırmak istemiyorum. olan bir tane. bakanın gözleri kısık ya da açık. an.
-yarin yanağından gayrı herşey heryerde. hep beraber, hep beraber diyebilmek için



Aptülikaya saygılar,
Ceviz ağaçlarına da!

10 Temmuz 2007 Salı

I am sitting in a room


"I am sitting in a room different to the one you are in now. I am recording the sound of my speaking voice and I am going to play it back into the room again until the resonant frequencies of the room reinforce themselves so that any semblance of my speech with perhaps the exception of rhythm, is destroyed. What you you will hear, then, are the natural resonant frequencies of the room articulated by speech. I regard this activity not so much as a demonstration of a physical fact, but more as a way to smooth out any irregularities my speech might have."

I am sitting in a room

9 Temmuz 2007 Pazartesi

hallowed be thy name



bir gönderme var mı sanki bunda, fotoğraflar aslı olamaz diye? gerçekçi olmaya çalışmayın, zaten erol büyükburçta gerçekte olmayan, öykünülerek yaratılmış bir görüntü içinde!?
yaratılan görüntü ya da fotoğraf bir sonrasının gerçekliği aslında diye düşünüyoruz, ama belki gerçektende o geçişi yaptığımız anda bir önceki gerçekliği kaybetmiş oluyoruz. yeni gerçekler, hiçbir zaman gerçek olamazlar o zaman.
kendi adıma ne böyle düşündüğümü, ne de böyle davrandığımı söyleyemeyeceğim.
'life is just a strange illusion'

19 Haziran 2007 Salı

gurbet eldeyim, klavyeyi Mike Patton'a devrediyorum

Return to my own vomit like a dog
Rhymes and giggles muffle the dialogue
Carve my initials in a tree, I will never leave
Maybe one day I'll be royalty
Kingdom
Kindergarten
Born late
Will I graduate?

13 Haziran 2007 Çarşamba

ne uyumak isterim ne de uyanmak

Dönem kapanışına uygun bir yazı olmayacak ama istikrar süreklilikten ileri gelir diyerekten başlıyorum. Mimarlığın özünde yatan ve senelerdir hücrelerimize işleyen çelişki ve tutarsızlık ve belirsizlik yumağından bahsetmeyeceğim. Mimarlıkta rasyonelizmden bahsedeceğim. Daha doğrusu mimarlığın rasyonelizm ve irrasyonelizmin kesişme noktası olmasından bahsedeceğim. Aslında diyeceklerim bu kadardı.. Ek olarak bu kesişme noktasının hayatın her anında makrodan mikro ölçeğe doğru fraktal şekilde kendisini tekrar eden bir düzen olduğudur. Bu genel anlamda yaşamımızı sürdürmek için içine girdiğimiz her türlü ilişkide mevcut olup; mimarlıkta, alt kümesi sayarsak tasarımda ve onun da alt kümelerinde geçerlidir. Mutlak hiçbir doğru mevcut olmayıp herşey kendi zıttıyla beraber olagelir. Diyalektik kahrolası ve alışılması gereken birşeydir.

Özürler ve Saygılar

6 Mayıs 2007 Pazar

easy sunday evening

uykudan kalkıyoruz ama bacaklar ayağa kalkmayı reddediyor. proje yapmak yerine başka işlerle uğraşmanın mı yorgunluğudur bu?uykumda nereye gittim ben. saat hesabıyla olmaz. başka bir ölçüsü olmalı uykunun. saatle anlatmak kifayetsiz kalıyor. film uykusu, otobüs uykusu, ders uykusu. hepsi başka kriterlerde, başka şekillerde.
bu noktada benim aklıma uzunluk geliyor ve merak ediyorum, bir insan günde kaç metre uyumalıdır?


easy like sunday morning

dedi;
her şey
ama her şey şu anda
yarın yok ki!

dedim evet
evet,evet.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

29 Nisan 2007 Pazar

kolonaki

turuncu çelikler. bütünleştiler. çıktılar yukarıya. yana doğru yayıldılar."-içine girsek mi binanın?-bekçiye şarap verelim." zahmet ettirmediler. tüm ayrıntılarıyla görüldü iç yüzü. kayıda alamadık-belki de istemedik. karşı taraftan iki parmak arasına alıp, göz kısıp bakacağımız bir duvar var orda. koruma. kentsel yüz. korkmasana ya da göz boyama. başlanan iş bitmeli. yıkmaman, yüzsüzlük. belki de yanlışım. kolonaki de yürüdük boydan boya. toynak olduk. nöbet değiştiren askerlerin nalları yoktu bizde. selaniğin balkonları da yoktu. frappe içicez artık proje gecelerinde.



*tribün güzel yer. bizi taraftar değil seyirci olarak gördüler. takıma kazandıracağımız ekonomik değer önemliymiş. öldürdüler bizi. "atina için" olanlar daha ölmemiş. selam olsun.

26 Nisan 2007 Perşembe

bahar

la leggenda del pianista sull' oceano:

"... tim roth, gemide miço tadında takılan bir oğlandır. acılarla yoğrulmuş yüreğindeki dizginlenemez hisleri bütün naifliğiyle piyanoya dökerek rahatlamaktadır patates soyduktan sonra. ancak geminin kralı siyahi caz piyanisti (bill nunn) bu duruma gıcık kapar, kıskançlıktan geceleri gözüne uyku girmez olur ve sonunda miçoyu piyano düellosuna davet eder. kral, düelloda aklınca sigara marifetiyle ve kendini kasaraktan şovunu yaptıktan sonra miço çıldırır ve en hafif deyişle zenciye ağzının payını verir..."

yaklaşık 10 dk süren gösterimden çıkarılacak dersler:

  • piyano telinde sigara yakılabilir
  • tarihte her dönem ayrı güzel
  • bazıları iyidir ama bazıları daha iyidir
  • yetenek "in" - eğitim "out"
  • bahar gelmiştir

18 Nisan 2007 Çarşamba

yeni fotoğraflar

picasa'ya 5 nisan jüri ve tütün deposu fotoğrafları eklenmiştir. cümlemize hayırlı olsun.

12 Nisan 2007 Perşembe

ilgilenenlere öneri

mimarlığın hayatın her anıyla ilişkili olmasını bahane göstererek proje blogunu kişisel kusma mekanına dönüştürmeme talebi. projenin kendisinden doğan ayrı bir içerik yoksa projeyle yapay bağlar içerisinde "proje +" başlığı altında yazılmaması, yazılacaksa yeni bir başlık bulunması ve saire...

11 Nisan 2007 Çarşamba

göz

ister istemez dahil olduğumuz oyun tektir.

mühim olan oyunun hangi kurallara göre oynanacağıdır. insan kadın, erkek, yamyam, vejeteryan, liberal, anarşist, kökten dinci, türk, budist,zenci, hümanist, deli, açgözlü, anne, müslüman, baba, patron, iskoç, öğrenci, doktor, mimar, sevgili, akıllı, kinci veya dönerci olabilir. çoğu zaman birden fazla kimlik bir kişide toparlanır. her kimlik kendi kurallarını da beraberinde getirdiğinden bazı kuralları elemek ya da ortak noktalarını bularak sentezlemek ya da hepsini görmezden gelmek gerekebilir. her kimlik farklı ideallerle geldiği sürece ideal olanı aramak ne kadar anlamlı olabilir ki..sonsuz noktadan bir tanesiyiz. sonsuz noktadan karşımıza gelenlerle etkileşiyoruz. sonsuz katmanlardan farkettiklerimiz arasında savruluyoruz. evet bizler birer tasarıysak ve hayatımızdan ne kadar memnun ve onda ne kadar söz sahibiysek yaptığımız tasarımlarda da o kadar söz sahibiyiz.bilmiyorum ne düşündüm ama bakın ne demiş şair:

"hani..bne buradaki dokuy hani... hani uyumlu ...hani altyapı olarak ...hani kültürel donatı .eee hani ee hani süperpoze etmez insnların hayatına katkı hani. doku..doku..doku.. hani"

kısacası ben bunu bir kere gördüm diyorsanız peşinden gidin. bakın..belki de hepimiz sevinebiliriz...

ne olacak bütün bunlar?

farklı yönlerde çalışan beyinlerimiz var. sevdiklerimiz, sevmediklerimiz var. belli yargılarla takındığımız tavırlar var. bir sürü, bir sürü noktalar var. bir de çizgiler var. noktaları birleştiriyorlar. tasarım sürecine dair oluyorlar. biz de o çizgilerin üstünde cambazlık yapıyor gibiyiz.
-------
adrenalinden kalbinizin küt küt atmasını istiyorsanız,
gece 10 dan sora sarı dolmuşa binin!


8 Nisan 2007 Pazar

zemin


uzandım yere. 22 senem bitecek güz'de. uzandığım yer benden 2 yaş daha büyük. doğduğumdan beri burdayım. ne kadar yüksek dedi sabah gelen arkadaşlar. ben hatırlamadığım zamanlardan beri bu yerdeyim. 8.kat ama zemini de katarsak, 27 metre. yükseklik korkusu da olur ama yükseklere bakmak daha çok korku yaratabiliyor bende. asterix zamanlarından kalma tek korkunun göklerin başıma yıkılması değil, durduğum yerin yıkılması korkusu daha çok. bu 8. kat yukarlardaki en güvenli yerim. 27. metrede yazıyorum bu yazıyı, izliyorum, okuyorum, yiyorum, uyuyorum, dinliyorum.

hayattan koparıyor mu beni 27 metre?

ürperdim, yere uzanıcam...

7 Nisan 2007 Cumartesi

neden-çünkü

"What we need to question is bricks, concrete, glass, our
table manners, our utensils, our tools, the way we spend
our time, our rhythms. To question that which seems to
have ceased forever to astonish us. We live, true, we
breathe, true; we walk, we open doors, we go down
staircases, we sit at a table in order to eat, we lie down
on a bed in order to sleep. How? Where? When? Why?”

georges perec

5 Nisan 2007 Perşembe

ilyas et ve tavuk pazarı




herhalde kimse tavuğun kafasını yeme niyetinde değildir ama, bacaklar bile daha kalın çizilerek boş bırakılmış, bu kadar kafasız mı görüyoruz tavukları? peki küçücük hayvandan deryalar gibi bölgeler, hepsinden ayrı lezzetler yaratmışız, mutfak kültürü insanlığın en önemli kültürüdür mü acep. bir diğer yanda, et yiyorum, hatta zaman zaman anti-vejetaryan manifesto da yayınlarım, yumurta yemek ama düşününce et yemekten daha vahşi birşey. yumurta bir de daha sevimli gösterilmez mi? o zaman yaşasın kemiksiz pirzola! manasızlığın da bir sınırı var. kes.

bir jüri daha atlattık.

3 Nisan 2007 Salı

gçmş kndlnz mbrk lsn

bakınız tam yazacağım sırada elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı:

[...neden ? stresliyim
neden ? jüri var
neden ? projemiz ehil kişiler tarafından yorumlansın, önümüzde yeni pencereler açılsın, buralardan esen rüzgarlar cereyan yapsın, hasta olalım, hasta olunca ne yapmamamız gerektiğini görelim, titreyerek kendimize gelelim diye
neden? proje devam etmeli
neden? az zamanda çok işler başarmalıyız
neden? türk'ün türk'ten başka dostu yoktur
neden? öyle diyorlar
neden? öyle duymuşlar
neden? öyle işte
neden? neden olmasın?
neden? kızdım şimdi
neden? elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı
neden ? stresliyim
neden ? jüri var
neden ? projemiz ehil kişiler tarafından yorumlansın, önümüzde yeni pencereler açılsın, buralardan esen rüzgarlar cereyan yapsın, hasta olalım, hasta olunca ne yapmamamız gerektiğini görelim, titreyerek kendimize gelelim diye
neden? proje devam etmeli
neden? az zamanda çok işler başarmalıyız
neden? türk'ün türk'ten başka dostu yoktur
neden? öyle diyorlar
neden? öyle duymuşlar
neden? öyle işte
neden? neden olmasın?
neden? kızdım şimdi
neden? elimdeki kandil simidi parçalara ayrıldı
... ]

neyse ki kendimi toparlayıp kırık parçaları toparladım ve mideye indirdim.

estetik!

masa, tabure, maket, defter, eskiz, kalem, uç, uhu, falçata, mukavva, cetvel, silgi, makas, balsa, laptop, mouse, tık, ekran, inç, çift çekirdek, güneş, teras, fotoğraf makinası, a3, kapı, cam, pencere, pafta, parapet, çay, kahve, bonibon, kek, asansör, fresco, merdiven, tuvalet, trafik, akbil, aylık, şinitzel, vapur, boğaz, teleferik, cheetos...

proje kafada durduğu gibi durmaz!


31 Mart 2007 Cumartesi

haftasonu değerlendirmesi

cuma günleri neler olacak kaygısı hiç bitmez, okulu yavru kediler basar ve yapılan taramalardan sonuç alınamaz. cuma günü maketi eve taşıma kaygısı. orda pasta aldılar pasta yedim. helvalar geldi eve kandil sebebiyle. sonra geldim. gene pasta vardı gene yedim. damarlarımda akan asil kan glikoz, ekmek bulamadığımda yediğim pasta. ve geç ama çok geç herşey için. eve dönüş. cumartesi günü hep ölür. cumartesi günleri hiçbir şey yapamam. pazar kurulur, yağmur yağar, insanlar çalışır. ben saatimi saate ayarlama aşamasında. gene bir gece. kimse istemez verimsiz bir cumartesiden sonra sorunlu bir pazarla siftah yapmayı. ama elimiz mahkum işte. bir pazar akabini, ben gene proje stresinde. jüri heyecanı yıllar ve yollardan sonra gene yerinde.

bozo*

"bu durgunluğu çok seviyorum. bütün hayatımı buna bakarak geçirebilirim. ama biliyorum ki yılın 350 günü o deli dalgalar olmasa bu durgunluk olmayacak.""fırtanalar kopartıcağız, içimiz içimize sığmıcak, deli dalgalar gibi saldıracağız hayata, sonunda elde edeceğimiz iki günlük, bir haftalık mutluluk. herşeyin üzerinde. herşeye değer. bunun için tüm uğraş."
analizler, programlar, jüri. bir dilim pasta. birkaç damla. gidilmemiş ama ben de oralıyım diyen *kız.
oranın en güzel çocuğu kazıma özlem. en deli dalgası nihata selam.





"Arkadaki Gazhane görüntüsü buranın İnönü stadı oldu unu gösteriyor.. 1947 yılında inşaası bitirilen İnönü stadı'nın mimari çizimleri zamanının ünlü stadyum mimarı İtalyan Vietti Violi'ye ait. Gazhane kaldırılamadığı için tam olarak planlar uygulanamamış ve Gazhane tarafına sadece duvar çekilmiş.."


inönü 1972

290307

öngörüler, kaygılar ya da genel olarak belirsizlikler/belirlilikler üzerinden analizler ve proje süreci değerlendirildi. "neredeyiz nereye gidiyoruz" yapıldı. stüdyonun perspektifi vurgulandı. fazlı'nın doğumgünü bir dilim pasta ve gözyaşlarıyla kutlandı. emre'nin fotobloğunun tekrar farkına varıldı. böyle birtakım eğlenceli şeyler. katkı bekleniyor. evet.

bonus olarak:


mobil servis istasyonu ve lokantası (motorest) - 1960
maruf önal

28 Mart 2007 Çarşamba

-ich möchte fünf köfte! -başka sefere güzelim

irlandalılar vardı birkaç hafta önce. benim beklediğim gibi çıkmadılar pek. e ne bekliyordum ki o da var. irlandalı olup da IRA hakkında şarkı yapmamış tek grup biziz demiştir, Therapy?. dinleyin. iskoçlar mı peki? iyi güzel de niye hala büyük britanya? trainspotting den nağmeler...
mangal istiyorduk önce. duman olur, köfteler kokar, bizim de canımız çeker diye izin vermemiş mimar (başka) sinan. biz de doldurduk, kalıp aldık, top top yaptık, mercimekleri köfte tipine soktuk, kerevizleri beyaza bürüdük, eline sağlık herkesin. bu kötü olmuş yemeyeyim diye bir yaklaşım kimsede olmadı. yeter, depoyu doldurdum, şehiriçinde 100 km de yakmam gerek diyen çok oldu.
bir kere başladık durmayız artık.

çarşamba

projeye bir gün kala stüdyoda yine delirmiş insanlar mevcut. kimisi arazi maketi yapıyor, kimisi yemek dialarını özenle yaptığı kutuya yerleştiriyor, kimisi de vodka şişesinin ağzında bulunduğunu varsaydığı "mükemmel küre" nesnesini çıkarmaya uğraşıyor. bir yandan da fotoğrafı eksik maketler belgeleniyor ve "kütüp ayıları" isimli güzide eserin çekimine başlanıyor...



dia kutusu asılırken



vodka şişesi kurcalanırken



stüdyoda birşeyler oluyor

27 Mart 2007 Salı

yemekler ve açgözlülük

workshop akabininde beklediğimiz yemek faslı nihayetinde gerçekleşti...
o kadar fazla yedik ki sonra kendimize inanabilemedik. amma ve lakin herşey çok güzeldi. hatta yemeklerimizden arda kalanları da diğerleriyle paylaşarak açgözlülüğümüzü yenmeye çalıştık.
insanların "neden bu yemek?" sorularına lal kesilsek de kanımca 1. proje sınıfı ruhunu yakalamış bulunduk.. bu ruhun devamını ve projelerin, karnı doymuş oynayan ayılar olduğumuza göre artık, dökülüvermesini ümit ediyorum...
yeniden herkesin eline sağlık..
fazlı

26 Mart 2007 Pazartesi

pazartesi sindirimi




projeden önce:





projeden sonra:







enfes olmuşlar... herkesin eline sağlık

24 Mart 2007 Cumartesi

nasıl "posting" yaparım ?

bu soruyu soran varsa cevabı şöyledir:

"sign-in" olduktan sonra (nasıl olunacağı gruba postayla bildirilmişti vakt-i evvel) new post tıklanır. sonrasında yazı düzenleyebilir, resim ekleyebilir, kendinizi teşhir edebilirsiniz.

alakasız not: paylaşımlar için teşekkürler

donnerstag

bir elde fotoblok, bir elde laptop çantası, yağan yağmurda ayaklara binmiş 2 kilo civarı su yükü, pantolon paçasından. şıp şıp şıp. yağmur var. belki biraz serinledi mi hava? sınıf çok sıcak. en azından bizim için. dayanamadık. çıkışta bir yerlere mi gitsek, trafik var? karşıda oturmayı seviyorum, ilerde de "karşıda" olurum muhtemelen. 11 senedir gidip gelme. 8 senenin yüzde 80'i vapurda. herhangi birinizden daha farklı hissettirir diye düşünüyorum vapur bana. açık yerler sıralıydı eskiden. şimdi sıra görünümlü tekil koltuklar. sıkışma, yer açma kültürü gitti. üzerine oturduğumuz tahta parçaları arasında 2 cm boşluk bizi biraz daha ayırdı, yeni dünya düzeni dediklerini bu 2 cm'den çıkartabilirim. herkesin kendi koltuğu var artık! herkes daha özgür! özgürlük? cep telefonuydu bir ara...
pazartesi içelim, yiyelim. bir yandan da iş yapmayı unutmayalım.

22 Mart 2007 Perşembe

yağmurlu bir perşembe

ekinoks sonrası yağmurlu bir gün:

emre'nin photoblog'u asılmayı ve işlenmeyi bekliyor sınıfta. sunumlar kısmen yapıldı:

- actar architecture
- 3xn
- FOA
- un studio
- morphosis
- IaN+
- oma/amo
- mvrdv
- nox
- west8
- pierre du besset+dominique lyon

sonrasında arsalar hakkında konuşuldu. tomografik kesitin gizemi çözüldü. pazartesiye yeme-içme getirsin herkes denildi. tabaklar bardaklar çatallar bıçaklar plastik olsun dendi.

20 Mart 2007 Salı

sanki sakin bir pazartesi

kimse ilgilenmediğine göre burayı da şimdilik proje günlüğüne çeviriyorum. hayırlı uğurlu olsun.

evet pazartesi hava çok güzeldi dolayısıyla insanlar bahar coşkusunu çok ama çok derinlerinde yaşayıp hayatın güzelliklerini keşfe çıktılar. küresel ısınma, savaşlar, terör, ne olacak bu mimarlık gibi sıradan sorunlarla cebelleşmekten yorgun düşen vücutlar ve zihinler varoluş sorununu deniz kenarında çay içerek ve uçurtma uçurarak geçiştirmiş olabilirler. sonuçta stüdyoda sakin ve huzurlu bir ortam hakimdi. kimse fazla sorgulamıyor, sorgulayacak gibi olanlara anlamlı bakışlar fırlatıyordu..



baharın gelişi ve nevruz, terasa atılan masalarda kesilen kartonlarla kutlandı. dolayısıyla arazi maketi aşamasına geçildiği söylenebilir. mangal faaliyeti için ne tür bir köfte/sucuk pişirici aygıt ayarlanabilir sorusu bu telaşsız günde zihinleri ayrıca meşgul etti. sonra hyatt otelin çatısından bize bakan martı silüetleri vardı.. herzamanki gibi mavi gökyüzünde beyaz çizgiler gözüküyordu. onlar ki bir taraftan uzarken, öte taraftan kısalırlar...evet..çay, kahve, sinerji, hoşsohbet bir proje günü de böyle geçti. önümüzdeki maçlara bakalım.

21 mart ekinoks. 22 mart değil.